Ibrahim Akmese
I strongly believe that as multilingual individuals, we can express certain emotions and experiences more effectively in one language than in others. Therefore, I have included this section in Turkish. I find this approach more meaningful than a simple translation between languages. I might even call it my 'native corner/part.'
Çok dilli bireyler olarak, bazı duyguları ve deneyimleri bir dilde diğerlerinden daha etkili bir şekilde ifade edebileceğimize inanıyorum. Bu nedenle, bu Türkçe bölümü ekledim. Bu yaklaşımın, diller arasında basit bir çeviriden daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Rüyamda Bir Buluttun
Kafes
Rüyalar… Bu güne kadar rüyaların din, bilim ve kültür açısından onlarca tahlili yapıldı. Yas tutan bireylerin rüyadan uyandıkları sabahlar hem yüzde bir tebessüm bırakabilir hem de o acı gerçekle tekrar yüzleştirebilir. Bu tür rüyaların içerikleri çoğunlukla ölen kişi, yaşayan bireyi sadece ziyaret eder, bir mesaj iletir ya da yaşayana iyi olduğuna dair güvence verir. Rüyalar bazen sanıldığının aksine çok da travmatiktir. Kaybın en acı tarafını tekrar tekrar yaşatır. Çok da tercih edilecek veya bir daha görülmek istenen türden değildir. Ziyaret, mesaj iletme ve güvence veren rüyalar ise hiç uyanılmak istenilmeyen ve bir daha görmek için en çok çabalanan rüyalardır çünkü çok gerçektir! Bu rüyalarda sevdiğimiz insanın tekrar hayatta olduğu hissi hem paha biçilemez hem de bir tarafımızı sızlatır. Bazen veda etmeye gelir, özellikle bir veda etme şansı bulamadıysak. Bazen de hayatta sıkıştığımız o acıdan “kurtarmak” için bir tavsiye verir. Rüyada bazen gençtir, bazen daha yaşlı. Bazen de gündelik bir işi yaparken ki sıradan ve hiçbir ayırt ediciliği olmayan bir rüyadır. Bazen çok arzularız rüyamızda görmeyi ama bir türlü gerçekleşmez! Ne kadar uyursak uyuyalım, uyandığımızda “neden gelmedi” hissi ve sorusu belirir. Bazen kendimizi suçlarız, yeteri kadar sevilip sevilmediğimizi ya da sevip sevmediğimizi bile sorgulayabiliriz. Sevdiklerimizi rüyasında gören insanlara tekrar tekrar anlattırırız ya da hiç bahsetmesinler isteriz… Kıskanırız… Gördüğümüz rüyaların içeriğinin ne olduğu ve hatta görüp görmediğimiz bile mühim değil bir yerde… Çünkü rüyamızda görmek de görmek istemek de onlara olan özlemimizin bir yansımasıdır. Bir daha fiziksel olarak ifade edilemeyecek bir sevginin kendine bir çatlak bulup sızmasıdır. O çatlağın rüyamda bir bulut olmasını diliyorum... Mutlu rüyalar...

Ölüm boş bir kafestir. İzle izleyebilirsen. Yeniden doldur, doldurabilirsen. Ya da kurtul ondan çok cesursan. Dön bir bak kafese Üstüne kilitlenmiş olabilir senin de.
Bende Bir Anısı Var!
Yası diğer tüm acılardan ayıran temel bir fark vardır. İçinde ölüme bağlı yas içermeyen neredeyse her acıda insan, acıyı “atlatmak” ve hayatına devam etme isteği vardır. Yaşanan acının ve travmanın yükünden kurtulmak ve mümkün olan en kısa sürede hayata tekrar tutunmak için elinden gelenin fazlasını yapar. Bunun için bir mücadele verir ve bu mücadele oldukça da çetrefillidir. Fakat, ölüme bağlı yasta o acının hafiflemesi bile insanı korkutan bir şeydir. Acısının azalmasını, kaybettiği insana olan sevgisinin de azalmasına dair bir işaret olarak görür. Ve bu gerçekten korkunçtur. Korkunç olan, ölen insana dair acısı azaldığında onun sesinin ve ona dair hatıralarının da yok olması fikridir. Bu yüzden onun yasını elinden almaya çalışan herkese düşman olur tabiri caizse. Ona “toparlan,” “iyi olman lazım,” “seni üzgün görmesinler” ya da “yaşamaya devam etmelisin” diyen veya diyebilme cüretinde bulunan herkesten uzaklaşır. Yasını evlat edinmişçesine sımsıkı sarılır ve bir daha bırakmak istemez. Bu yüzden yas, sevgiye eşittir, hatıraya eşittir. Yas, sevgiyi ifade edebilecek yeni bir yol bulma arayışıdır. Bu arayışın en karmaşık kısmı ise yeni bir yol ararken elinde olan tek şeyin, yani hatıraların ve o insanın sesinin zihninden silinmesi korkusudur. Bu yüzden istifçilik, yas tutmanın bir parçasıdır. O insana dair her eşyanın, yaşanmışlığın anlamı olur. Yaşanan anları ve o kişiye ait eşyaları ipek mendillere sarma telaşı bundandır. Sevdiğimiz o insanın değer verdiği tüm insanlara değer verme ve değer atfetme arzusu da bu korkunun bir parçasıdır. Yas tutan bir insana asla söylenmemesi gerekenler listesi kabarıktır bu yüzden. “Devam et” denilemez. “Unut” denilemez. “Üzülme” denilemez. “Hayatına devam et” denilemez. Eğer denilecek bir şey varsa o da şudur: "Bende de bir anısı var, anlatmamı ister misin?"
Yas ve Hacim Problemi
Yarısı kadar su içebiliyorsun bir bardak suyun. Bardak yarısı kadar su alabiliyor. Çaydanlık sekiz değil, dört bardak. Bardak on değil, beş yudum. Sigara paketimin hep yarısı. Sigaram hep bir yarım daha kısa. Midem yarım, yemek yarım. Güneş yarım ısıtıyor. Yağmur yağarken, yarım yağıyor. Sadece bir yanım ıslanıyor. Konuşurken cümlelerim yarım, kelimelerim aksak. Etrafımdaki insanların bile yarısı var, yarısı yok. Şarkılar yarıda kesiliyor. Nefesim de yarım. Doldurmuyor ciğerlerimi. Ayaklarımın sadece biri basıyor yere. Gözlerimin biri kapalı, biri açık. Saçlarımın yarısı beyaz, yarısı eskisi gibi. Yatağımın yarısı soğuk. Bir ayağım soğuk, bir diğeri ateş gibi. Uykuların yarısı uyanık, uyanık anlarımın yarısı ise bulanık. Bir daha mutlu olmuyor değilim, mutlu olabilecek yanlarımın yarısı yok! Mutluluk da yarım, üzüntülerim de. Gidilecek yollarım da yarım, dönüş yolunun yarısından dönerken yarı yolda kalıyorum. Ben yolun hep tam ortasında yarım kalıyorum. Çabuk bitiyor bu yüzden her şey. Ömrüm yarım. Mezarım da yarım, üstümdeki toprak da. Toprak da açan çiçekler de yarım. Benden geri kalanlar da mutlaka hep benim yarım.
D ağ ını
k!
Bir gün öleceksiniz! Evet bunu zaten biliyorsunuz ve muhtemelen başınızdan kaynar sular dökülmedi bunu aklınızdan geçirirken. Ama daha da acısı ve korkutucu olanı sevdiğiniz insan ölecek dersem o insanın yüzü belirecek aklınızın bir köşesinde. Yüz hatları, bakışı, gülümsemesi, ilk tanışma hikayeniz... Daha da önemlisi yürüyüşü... Evet insanın aklına sevdiğinin yürüyüşü kazınır bazen. Sevdiği insanı kaybedenin sokakta yürüyüşü bile değişir sadece hayatı değil. O haberi duyduğunuz o anda saniyeler içinde milyon tane düşüncenin milyonu da bu haberi yalanlayacak başka bir haberi duymayı umut etmekten ibaret. Cemal Süreya bunu Sizin Hiç Babanız Öldü Mü? şiirinde çok güzel özetlemiş... Babamdan ummazdım bunu kör oldum... En çok da hiç ummadığınızda gelen ölüm sarsar sizi, görüp görebileceğiniz depremlerin en büyüğünü yaşarsınız. Kiminiz gözyaşlarını o cümleyi duyar duymaz kiminiz haftalar, aylar, hatta yıllar sonra o insanın yanınızda olmasını dilediğiniz o anda bırakır. Kiminiz onca zaman sonra kendisini en olunmayacak şeye öfkelendiğinizi fark ettiğinde... Kiminiz alkolü biraz fazla kaçırdığında... Kiminiz hiçbir zaman... İnsanlar gidip gelecek, belki de hiçbirini fark etmeyeceksiniz. Bir başınıza ya da artık fiziken yanınızda olmayan o insanla kalmayı en çok istediğiniz anda kalabalıklar belirecek hayatınızda. En korkuncu da kendinizle olan o büyük kavgalarınız sonrasında insan içine karışmak istediğinizde, sanki o kalabalık bir rüzgâr ile aniden kaybolmuş gibi kimseyi bulamayacaksınız belki de etrafınızda. Tıpkı hayatınızda daha önce deneyimlediğiniz gibi en çok ihtiyacınız olan hep olmadık zamanda ya da çok geç gelecek. Yeni maskeleriniz olacak! Markete, işe, ailenizi ziyarete giderken yan cebinizde onlar olacak. Birileri ondan kalan eşyaları elden çıkarmanın yolunu arayacak. Onları tutmanın sizi üzdüğünü tekrarlayıp duracak. Arkadaşlarınız ya da aileniz ondan hiç bahsetmeyecek ve o klasikleri dinlemeye başlayacaksınız... “Seni üzmemek için…” Sanki siz bu gerçeği unutmuş gibi... Sizin bu yası hayatınızın her anında üzerinde kilidi olmayan ve bazen ufak bir rüzgarla bile kendiliğinde açılan bir kapının arkasına bıraktığınızı bilemeden... Yorgunluktan bedeninizin yıpranıp uykuya daldığı o ilk uykudan uyandığınızda bir anlığına unutmuş olacaksınız o gerçeği ama hemen kendini hatırlatacaktır. Bir yasın ilk adımları. Hayatınızdan hiçbir zaman yok olmayacak ve hayatınızı değiştirecek o duygu artık derinizin altında sizinle. “Geçecek” sözü etrafınızdaki insanların dillerinde olacak her zaman. Bir siz bir de sizden önce ya da sizinle bunu deneyimleyenler, belki de sizin bile daha önce fark etmediğiniz insanlar bilecek ki asla geçmeyecek. Bazı anlarda geçmiş gibi görünse de, hep en olmadık zamanda geri gelecek! Tanrı ile aranıza mesafe girecek ya da Tanrıya daha çok bağlanacak veya bağlanmak isteyip yapamayacaksınız. Uzun zaman sonra o ilk defa gülümsediğiniz andaki o suçluluk duygusunu ve öfkeyi konumlandıramayacaksınız belki de. Ya onu unutursam ve bir gün yüzünü ya da anılarımızı hatırlayamazsam diye bir iç ses belirecek hayatınızın ortasında bir süreliğine. Asıl gerçek de hayatınız bu yazı kadar dağılacak ve toparlama telaşınız hiç ya da çok az olacak.

Bir An'ın Gücü
Bir anda eksilir dünya Biranda eksilir dünya Bir dünya anda eksilir Bir dünya an da eksilir Bidünya an da eksilir Bir dünya da eksilir Bir dünyada eksilir Bir dünya eksilir Bidünya eksilir Bir eksilir dünya Eksilir dünya Biranda eksilir Bir anda eksilir Bir an da eksilir Biran da eksilir Bir an eksilir Bir de eksilir Bir eksilir Biranda Bir anda Bir an da Bir de Her şey... Birdenbire olur Birden bir olur Birden olur Biranda olur Bir anda olur Bir an da olur Bir an olur Bir de olur Bir olur An olur Anı olur Bir anı da olur Anıda olur Anı da olur Her olur şey Olur her şey Olur Olur ve ölür Ölür ve olur Ölür Her şey ölür Birdenbire ölür biri Birden biri ölür Bir de biri ölür Birde biri ölür Biranda ölür biri Bir anda ölür biri Biranda ölür Biran da ölür Bir an da ölür Bir inde anı ölür Birinde anı ölür Birinde ölür Bir de anı ölür Birde anı ölür Bir anı ölür Bir de ölür An ölür Anı ölür Bir ölür